Nana Jarnell
Bedenime yapışan kum tanelerinin hıçkırıklarını duyuyorum. Nereden kopup geldiklerini anlatıyorlar bana. Güneş hafifçe bulutların arasından çıkıp bizi okşamaya başlıyor. Parmak uçlarımı hissedemiyorum. Kulağıma giren dalga sesleri beni ıslak asfalt kokusundan uzaklaştırıyor. Yuvaları yıkılan kuşların ağıtlarını dinliyorum. Çaresizler, çaresizim. Uzanıyorum kuşların yanına çare aramıyoruz. Ağıtları bitiyor. Bir süre daha yanımda kalacaklar, sessizce. Sonra vedalaşmadan ayrılacağız, tekrar görüşeceğimizi sanarak. Bizi unutmayacaklarını söyleyecekler ama ağıtlarını başkalarına da sunacaklar. Kum taneleri farkında değil bunun, o anlık kendilerini özel hissediyorlar. Bir şey söyleyemiyorum, sol yanım müsade etmiyor dürüst olmama. Zaten olamam da ben bir yalancıyım çiseleyen yağmur kadar. Huzursuzum, bulutlar güneşe izin vermiyorlar ki bizi daha fazla okşasın huzur bulalım. Ama kızmıyorum bulutlara da kum tanelerini götüren rüzgara da. Öğreniyorum tek başınalığı, gerektiğinde kendine huzur verebilmeyi. Kalkmam gerektiğini anlıyorum, yoluma devam etmeliyim. Bu kadar dinlendiğim yetmez miydi? Ama kalkacak gücü kendimde bulamıyorum bir anlığına. Bedenim ve zihnim bambaşka tellere basıyor beynimdeki arpta. Karmakarışık bir hal alıyorum, düğümleniyorum kendime. Öyle bir hal düşünün ki zar zor nefes alabiliyorum, kalbim o kadar hızlı atıyor ki kalp kapakçıklarım parçalanacak. Başka şeylere odaklanmaya çalışıyorum. Dalga sesleri boğuklaşmaya başlıyor bunu istemiyorum, sürünüyorum dalgalara doğru. Beni yanlarına almaları için yalvarıyorum, suya karışmak istiyorum. Ruhumun biraz serinlemeye ihtiyacı var. Suyun vücuduma ilk defa değdiği an irkiliyorum, bütün kaslarım geriliyor. Kan akışımın hızlandığını hissediyorum. Çok soğuk, üşüyorum. Ama geçeceğini biliyorum, korkutmuyor denizin bu hırçınlığı. Sonunda bütün bedenimle sarılıyorum denize ve tanışıyoruz.

Yorumlar
Yorum Gönder