Ana içeriğe atla
Bardak

Kurtuluşta koca bir çınarın altındayım. Ne yapıyorum, ne düşünüyorum bilmiyorum. Bir yanımda yapay gölet bir yanımda kitaplarım. Suyun dibi gözükmüyor benim kadar bulanık. Oynuyorum yine kendimle kedinin fareyle oynadığı gibi. Oyunumdan da hoşnut bir tarafım zevk alıyor amansızca. Bir anlığına çay olmak istiyorum. Koyu, soğuk ve tatsız. Sadece küçük bir bardak dolusu çay olmak ne kadar güzel olurdu. Tanıdık bir yüz arıyorum binlerce yüz arasında. Herkes fazla tanıdık bir o kadar da uzaklar. Hafif bir rüzgar esiyor. Uzun süredir hissetmediğim huzuru hissediyorum bu esintide. Uzunca bir süre nefes alamamışım sanki şu an alıyorum. Kafam rahatlıyor, şeytanlarım beni terk ediyor. Üşüyorum. Sımsıcak hava da bile bunu becerebiliyorum. Çünkü içim arınıyor bütün fenalıklardan. Esinti her fenalığımı koparıp götürüyor benden uzaklara. İşte şu an çay olma isteğimden vazgeçiyorum. Titremeye başlıyorum madde bağımlısının maddesine aç halindeki gibi. Çünkü ben de maddeme açım. O' nu istiyorum. O'nu arıyorum her yerde. Bu yaşıma kadar bir iz kırıntısına bile rastlamadım fakat umudumu asla yitirmedim. Çay olmak istiyorum yine, çay olsaydım o da olmazdı. Yorulmazdım belki bu yaşta bu kadar. Bu kadar bıkmazdım arayış içinde olmaktan. Tam da bu cümleyle sizi kandırdım çünkü asla arayışta olmaktan bıkmadım. Aslında ben kandırmadım o kandırdı. Bazı şeyler yavaş yavaş açıklığa kavuşuyor ben titrerken kendime getiriyor titremelerim beni. Sıyrılıyorum ondan. Geri dönüyorum çınar ağacına, bulanık suya ve masamdaki boş bardağıma. Aslında başından beri boş olan bardağıma.
Yorumlar
Yorum Gönder