Ana içeriğe atla
Balkon
Saat 19.19 Kızılay'da bir köşe başında yerde oturuyorum. Ankara'nın bütün serseriliği üzerimde. Ezik hissediyorum belki, belki değil. Serseriyim. Yanımdan geçen arabadan Ebru Gündeş çalıyor son ses lanet olsun. Bütün düşünceler etrafımı sarmış. Yanımda kimin olduğunu bilmiyorum ama yanımda olanın ise ben olduğumu biliyorum. Kafamın içinden geçen bütün teoriler beni sonsuz bir mutsuzluğa sürüklüyor ama ben mutluyum. Keyfim yerinde. Ben ve bütün benlerimle bir köşe başında oturmuş sayıklıyorum yine. İçime bir seyahat gerçekleştiriyorum tam o sırada. Topluma dönmeyi düşlerken içimin derinliklerinde yüzüyorum adeta. Kafamın içinden gitar soloları geçiyor. Yavaşça kendimi bırakıyorum kendi sularıma. Ünlemli, soru işaretli cümlelerim içinde tırmanıyorum derinliklerime. Düşüyorum beynimin kıvrımlarından. Amigdalam kaşınıyor, vicdanım sızlarken. Köşe başıyla bağlantısını kaybediyor vücudum. Erimeye başlıyor beynim ben beynimin kıvrımlarında dolaşırken. Üşüdüğümü hissediyorum erirken. Bir anda ışıl ışıl oluyor her yer. Bedenimden ayrılıyorum, yanıma geçip bu aciz bedenimi izlemeye başlıyorum. Öylece yere oturmuş boş boş etrafa bakıyorum. Uzaklaşıyorum yanımdan ve gezinmeye başlıyorum Kızılay sokaklarında. Canım aniden kavun çekiyor. Kavun yiyemiyorum bir kaç dakikadır çünkü artık bedenimde değilim. Kayboluyorum bilmediğim sokaklarda. Bir anlığına da olsa bıraktığım bedenimi düşünüyorum. Yalnız başına ne yapıyordur acaba diye geçiriyorum içimden. Ne yapacağıma karar vermeye çalışırken kaybediyorum kendimi bu sefer ıssız duygularımda. Önce nefreti hissediyorum, her şeye karşı olan o uçsuz bucaksız nefretimi. Sonra sımsıcak sevgimi hissediyorum, içimi ısıtıyor anne kucağı gibi. Trafik seslerinden dolayı uyanıyorum uykumdan yine balkonda uyuyakalmışım. Saçma sapan rüyalarımın etkisinden çıkmaya çalışıyorum. Üşümüşüm, ayılıyorum kendimdeyim.
Yorumlar
Yorum Gönder